Türkiye’nin önündeki fırsat: Dengenin dengeleyicisi olmak

Dış Politika Uzmanı Ferit Temur, “Asya-Pasifik ekseninde çok taraflı kurumsal ilişkisini geliştiren bir Türkiye, Afganistan’da başarısız olan ve saha gerçeklerini kavramakta yetersiz kalan NATO için sonraki süreçte yol gösterici daha faydalı bir üyeye dönüşebilir” dedi.

Uğur DUYAN

ANKARA (Anayurt) – Dış Politika Uzmanı Ferit Temur, Türkiye’nin Afganistan bağlamında bölgesel ve küresel açıdan önemli bir rol üstlenebileceğini ancak bunu gerçekleştirebilmesinin siyaset üstü bir diplomatik kurumsallığın yeniden esas alınması ve devlet hafızasından beslenen kadroların bu çerçevede hareket etmesiyle mümkün olacağını söyledi. Temur, Afganistan’da üzerinde kurulacak olan yeni denklemde Türkiye’nin dengenin dengeleyicisi olarak rol alabileceğini belirterek, “Şimdilik zor görünse de Taliban’ın diğer ulusal siyasi aktörler ile belirli ölçüde uzlaşıya varması ve görece iç istikrarı sağlaması durumunda Afganistan’ın kalkınması sürecinde Türkiye belirli sektörleri baz alan ikili ekonomik ilişkilerini geliştirici bir politika izleyebilir” açıklamasında bulundu.

Temur, “Yönetsel erk tarafından koyulan ulusal hedeflerin gerçekleştirilmesi ve olası sınamaların zamanlıca giderilmesi açısından son derece profesyonel ve kusursuz çalışması gereken bu dış politika çarkının ana dişlisi ise diplomatik istihbarattır” dedi.

Türkiye’de 15 Temmuz gibi son derece utanç verici ve ülkeye siyasi, ekonomik, toplumsal ve güvenlik olarak ağır olumsuz etkiler bırakan bir darbe girişimi yaşandığını belirten Temur, “Meydana gelen bu sarsıcı ortamda yönetim değişikliğine gidilerek iyi kötü işleyen parlamenter sistem etkisiz bırakıldı. Bu süre zarfında zaten NATO üyeliği sonrasında içine düşülen jeopolitik savaşım sarmalı ve buna bağlı yaşanan gelişmeler nedeniyle kendi insan kaynağını gruplaşmalardan ari, siyaset üstü yeterince yetiştiremeyen Türkiye’de liyakat tamamen ortadan kalktı. Dış politika karar alma süreci özelinde konuşacak olursak bugün askeri, istihbari ve diplomasi kurumlarında görev yaptıkları ya da çalıştıkları ülkenin tarihine, ekonomisine, siyasetine, diline ve kültürel kodlarına hâkim profesyonel bölge veya ülke uzmanı hem kadroların hem de böylesine yetişkin kadroları çalıştırabilecek ya da değerlendirebilecek yetkinlikte siyasal karar alıcıların varlığı tartışmaya açık bir olgudur. Hal böyleyken Afganistan özelinde dış politika önerileri sunarken, ülkenin mevcut ulusal kapasite zayıflığını da göz ardı etmemek gerekir” görüşünde bulundu.

‘TÜRKİYE, AFGANİSTAN’IN KALKINMASINA YARDIMCI OLABİLİR’

Temur, gerek ulusal gerekse uluslararası koşullar çerçevesinde Türkiye’nin kendi uzun vadeli stratejik çıkarları doğrultusunda Afganistan’a yönelik ikili ve çok taraflı adımlar atabileceğini belirterek, “Yeni Taliban rejiminin hükümet ilanından sonra oluşacak Afganistan içi ve uluslararası dengeler çerçevesinde Ankara’nın ihtiyatlı bir diplomatik ilişki seviyesi kurmasında yarar var. Şimdilik zor görünse de Taliban’ın diğer ulusal siyasi aktörler ile belirli ölçüde uzlaşıya varması ve görece iç istikrarı sağlaması durumunda Afganistan’ın kalkınması sürecinde Türkiye belirli sektörleri baz alan ikili ekonomik ilişkilerini geliştirici bir politika izleyebilir” ifadelerini kullandı.

ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ ÜYESİ ÜLKELER KARŞI KARŞIYA KALDI

ABD ve koalisyon ortaklarının Afganistan’dan askeri çekilişi sonrasında Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) rolünün ve öneminin bölgede artacağını düşünen Temur, şöyle devam etti:

“Avrasya coğrafyasında yükselen Çin’e ve onunla Amerikan tek kutuplu dünya düzenini bitirerek çok kutuplu yeni bir dünya düzeni kurma hedefinde stratejik bir mantık evliliğine giren Rusya’ya karşı ABD, 11 Eylül 2001 terör eylemlerinden günümüze kadar Afganistan özelinde kontrollü kriz alanları yaratma stratejisi izleyegelmiştir. AB’ye kıyasla Rusya ve Çin ikilisinin diğer ŞİÖ üyesi Orta Asya ülkelerinin de tam desteğini alarak Afganistan sorununa daha fazla eğilim gösterecekleri ve bölgesel istikrarsızlığı tetikleyecek şekilde yeni bir iç savaşa sürüklenmeden Afganistan’da bir şekilde ulusal uzlaşının sağlanması yönünde ciddi bir yapıcı çaba sarf edeceklerini düşünüyorum. Zira ŞİÖ üyelsi ülkeler olan Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Hindistan ve Pakistan’ın hemen hepsi ABD çekilişine bağlı olarak Afganistan kaynaklı terör, uyuşturucu ve diğer yasadışı sınır aşan suç sınamalarıyla doğrudan veya dolaylı olarak karşı karşıya kalmış durumdalar. Afganistan ise aynı zamanda ŞİÖ’de İran, Belarus ve Moğolistan’la birlikte gözlemci devlet statüsüne sahip 4 ülkeden biri. 3 basamaklı hiyerarşik bir örgütsel yapılanma biçimi bulunan ŞİÖ’de Türkiye de Nepal, Sri Lanka, Azerbaycan, Ermenistan ve Kamboçya ile birlikte en alt basamak olan diyalog partneri statüsünde yer alıyor. Afganistan’daki son gelişmeler, geniş Avrasya coğrafyasındaki en büyük ulus üstü oluşum olan ŞİÖ’nün güvenlik eksenli rolünü genişletmeye fırsat sunuyor. Bu nedenle ŞİÖ bünyesinde kurulan ve küçümsenmeyecek faaliyetleri olan Bölgesel Terörizmle Mücadele Birimi’nin (RATS) operasyonel boyutta daha etkin hale getirilmesi beklenebilir.”

‘TÜRKİYE NATO’YA YOL GÖSTERİCİ OLABİLİR’

Afganistan özelindeki gelişmelerin Türkiye’nin uluslararası arenada ‘dengenin dengeleyicisi’ rolünü pekiştirmek için değerlendirebilir bir alan sunduğunu kaydeden Temur, Bu bakımdan ŞİÖ’deki diyalog partneri statüsünün gözlemci devlet statüsüne çıkartarak Ankara’nın, uluslararası ilişkilerde Batılı ülkelerle olan ilişkilerinde kendisine çok taraflı diplomatik manevra imkânı sağlayacak ve jeostratejik önemini daha da pekiştirecek bir kazanım elde edebileceğini söyledi. Benzer şekilde ŞİÖ özelindeki bu statü değişikliği hamlesinin ve akabinde bu örgütün ilgili karar alma organlarında daha etkin bir temsil-katılım politikası sayesinde Asya-Pasifik ekseninde çok taraflı kurumsal ilişkisini geliştiren bir Türkiye’nin, Afganistan’da başarısız olan ve saha gerçeklerini kavramakta yetersiz kalan NATO için sonraki süreçte yol gösterici daha faydalı bir üyeye dönüşebileceğine işaret etti. Temur şu değerlendirmede bulundu:

“Afganistan meselesinin ŞİÖ için örgüt içi dengeler bakımından risk taşıdığını da belirtmek isterim. Şöyle ki Taliban’a Pakistan’ın süregiden desteği ortada ve Hindistan açısından bu durum iki ülke arasındaki jeopolitik fay hatlarına bir yenisini ekleyebilir. Hindistan ve Pakistan ikili ilişkilerinde olası bir gerginlik tırmanışı doğrudan ŞİÖ’nün işlevine ve geleceğine olumsuz etki etme potansiyeline sahip. Pakistan ile tarihsel iyi ilişkileri bulunan Türkiye’nin ŞİÖ içerisinde etkinliğini artırarak olası bir Hindistan-Pakistan geriliminde yapıcı bir şekilde tansiyon düşürücü/arabulucu rol oynayabileceğini de göz ardı etmemek gerekir.

Kısacası, küresel ekonomi-politik güç dengelerinde Batıdan Asya-Pasifiğe doğru kaymakta olan bir eğilim ve buna bağlı çok kutuplu yeni bir dünya düzeni gidişatı gözlemlense de henüz yeni denklem tam anlamıyla kurulmuş değil. ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa, İran gibi bölgesel ve küresel aktörler arasında süregiden açık ve örtülü jeopolitik savaşım nedeniyle uluslararası ilişkilerde bir süredir süregiden bugünkü kaotik ortamı meydana gelmiştir. Ve Afganistan bu çıkar çatışmasının bir izdüşümüdür. İngiliz, Sovyet ve Amerikan imparatorluklarının çöküş dönemini simgeleyen Afganistan kördüğümü, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi sayılabilir. Afganistan özelinde 4.0 olarak tanımladığım bu yeni evrede özellikle Çin’in küresel yükselişi açısından olası etkilerini şimdiden dikkatle takip etmekte yarar var. Bu anlamda ülkemize de doğrudan ve dolaylı etkileri olacak Afganistan’daki son gelişmeler Türkiye’ye iç işlerinde temel insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve üretim ekonomisine dayalı gelişmiş özgürlükçü laik bir sistem kurmaya ve Müslüman toplumlara rol model olmayı bir kez daha dikte etmektedir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir